Zaman, akıp giden bir nehir gibi bizi çocukluğumuzun kıyılarından uzaklara taşısa da bazı hatıralar zihnimizde, fırından yeni çıkmış ekmeğin buğusu gibi taptaze kalır. Benim için o hatıraların değişmez adresi; Çamlıbel’den yedi kilometre ötedeki, ömrümün en saf yıllarının geçtiği Ortaören Köyü’dür.
Bozkırda Emekle Büyümek
Hayvancılıkla uğraşan bir ailenin ferdi olarak büyümek, hayatı daha o yaşlarda doğanın ritminden öğrenmek demekti. Dedem ve babam hayvan tüccarıydı. Günlerim meralarda hayvan güderek, ahırda bereketin içinde, tarlada ise babamın o koca çınarı andıran gölgesinde ona yardım ederek geçti. Yorucuydu belki… Ama o yorgunluğun sonundaki huzuru bugün hangi lüks verebilir ki?
En Büyük Yarış: “Ezan Okundu!”
Hele o Ramazan ayları… Köyümüzdeki müstakil evimizin genişliği değil, içindeki bereketin sığdığı o duvarların sıcaklığı kalmıştır hafızamda. İftar saati yaklaştığında evin içini saran taze ekmek kokusu, dışarıdaki serinlikle birleşirdi. Annem, babam, dedem ve nenemle çevrili o kalabalık sofranın yeri ise bende hep apayrıdır.
Biz kardeşlerle balkonunda nöbet tutardık evimizin. Kulağımız köy camisinin minaresinde, gözümüz ufukta… Ezanın ilk “Allahu ekber” sesi duyulduğu anda, sanki dünyanın en büyük zaferini kazanmışçasına içeri koşar, nefes nefese o müjdeyi verirdik:
“Okundu! Ezan okundu!”
İlk söyleyen olmanın verdiği o masum gurur, sofradaki ilk yudum su kadar tatlıydı.
Cami Bahçesindeki Körebe Sesleri
O sofranın tadı paha biçilemezdi ama bizim için iftar sadece karnımızı doyurmak demek değildi. Bir an önce bitirip köy merkezindeki camiye koşmak demekti. Yemeği alelacele yer, teravih ezanı okunana kadar caminin etrafında toplanırdık. Hoca efendi minareye çıkana kadar geçen o vakit, bizim en büyük oyun saatimizdi.
Cami bahçesinde körebe oynarken attığımız kahkahalar köyün sessizliğine karışırdı. Gözlerimizi yumduğumuzda yalnızca arkadaşımızı değil, sanki tüm dünyayı o saf neşeyle ebelemeye çalışırdık.
İçimizdeki Çocuk Hiç Büyümesin
Bugün kendi soframda eşimle ve evlatlarımla otururken yine aynı huzuru arıyorum. Rabbim onların ömürlerini uzun ve hayırlı eylesin. Aile sofrasının tadı her zaman başkadır.
Ama ne yaparsam yapayım, içimdeki o çocuk her fırsatta beni o tozlu yollardan geçirip Ortaören’e, cami bahçesindeki körebe oyununa götürüyor.
Modern hayatın gürültüsü arasında; müstakil evimizdeki samimiyeti, dedemin dualarını ve fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunu özlüyorum. Ramazan biraz da budur aslında: Bizi biz yapan değerlere, köklerimize ve o çocuksu saf heyecana yeniden sarılmak…
Eski Ramazanların tadı damağımızda, sevdiklerimizin kokusu yanımızda olsun.
Hayırlı iftarlar.